Büyük Türk gezgini Evliya Çelebi, Arnavutköyü için “Ekmeği ve peksimedi beyaz, Yahudileri zevk ve ehl-i saz, Rum Hristiyanları kavm-i Laz, cemaat-i Müslimi gayet az” der. Bir zamanların çok kültürlü Osmanlı köyüne ismi, 15. yüzyılda Balkanlar’ın fethi akabinde Epir’den buraya yerleştirilen Arnavutlar’dan yadigardır. Mihail’in köyü de derlermiş zamanında; Baş Melek Mihail’e adanmış Ortodoks kilisesine istinaden. Rejim değişir; semt sakinleri göçer; artık pencereden pencereye pek Rumca duyulmaz olur; ama yine de her şeye rağmen bir Boğaziçi köyü olarak kalmayı başarır.
Vapurla ulaşıma elverişli konumu, mahalle kültürünü ve esnafını kısmen (!) koruyabilmiş olmanın gururu, dik yokuşlara konuşlanmış ahşap Art Nouveau mimari mirası ile, evet, hala bir Boğaziçi köyü Arnavutköyü. Bu yüzden kentsel dönüşüm mağduru İstanbul’da Arnavutköy düşkünlerinin sayısının her geçen gün artmasına pek şaşırmamak gerek! Üstelik Arnavutköylüler en çok bu semtin kendilerine verdiği aidiyet hissi ile gururlanıyorlar. 3. köprü için ismi zikredilen semtlerden biri olmasına rağmen, işte bu aidiyet hissinin yarattığı dayanışma sayesinde adaylığı bertaraf edilebiliyor. Bu haklı mücadeleden geriye güzel bir miras olarak aktif bir oluşum, Boğaziçi Arnavutköylüler Derneği kalıyor. Dernek sayesinde semte itfaiye kazandırılıyor; neredeyse kesintisiz bir şekilde 20 yıldır Mayıs ayında Geleneksel Arnavutköy Şenliği düzenleniyor. Geleneksel Arnavutköy Şenliği için ressam Uğural Gafuroğlu’yla tasarımcı Ayşe Çelem’in beraber tasarladıkları Arnavutköy t-shirtü İstanbulluların Arnavutköy ile olan aşklarını bir kez daha somutlaştırıyor!
Arnavutköy Sanat ve Tasarım Rotası
90’lı yılların Arnavutköyü’ndeki Eylül, Naima, Kuzgun, Pupa gibi canlı müzik yapan caz ve reggae kulüplerini hatırlar mısınız? Kesintiye uğrasa bile, müzik ve sanat burada her zaman kıpır kıpırdı. Çünkü, ilhama her daim müsait bir yer olageldi burası. Çehresi her semt gibi yavaş yavaş değişirken, önemli kazanımlarından biri semtte sayıları artan tasarım atölyeleri ve sanat mekanları oldu. Tasarımcı Ayşe Çelem ve Ayşe Özgüneş’in Boğaziçi Arnavutköylüler Derneği ile beraber semtte atölyesi olan tasarımcıları ve sanatçıları bir araya getirme çabasının ürünü olarak ortaya çıkan harita herhalde herkesin gönlünden geçen bir fikirdi. Çelem’in çizgileri ile hayat bulan Arnavutköy Sanat ve Tasarım Noktaları haritası, katılımcıların maddi katkıları ile Ağustos 2018’de basıldı; semtteki dükkanlardan ücretsiz edinmek mümkün. Atölyeler ve dükkanlar genelde pazartesi günü kapalı, aman dikkat!
90’lı yılların Arnavutköyü’ndeki Eylül, Naima, Kuzgun, Pupa gibi canlı müzik yapan caz ve reggae kulüplerini hatırlar mısınız? Kesintiye uğrasa bile, müzik ve sanat burada her zaman kıpır kıpırdı. Çünkü, ilhama her daim müsait bir yer olageldi burası.
Kimler burada?
Tasarımcı Ayşe Çelem’in İspanyolca’da “beraber” anlamına gelen XUNTA adını verdiği mekanı, onun üç vazgeçilmezini bir araya getiriyor: t-shirt, kahve ve şarap. XUNTA Cafe Bar Design, gündüzleri özel kahve karışımlarını tadarken Çelem’in tasarımlarına göz atabileceğiniz bir cafe dükkan işlevinde. Tasarımlarını onun tasarladığını bilmeden bile sevdiğinize bahse girerim; kitaplığınızdaki bir kitabın kapağında, gardrobunuzdaki bir t-shirtün baskısında, mutfak dolabındaki bir şişe şarabın etiketinde onun tasarımları ile karşılamış olma ihtimaliniz çok yüksek. Mavi Jeans için tasarladığı ve artık klasiklerimiz arasına girmiş, ödüllü İstanbul desenlerini atölyesinde el baskı metoduyla (serigrafi baskı) istediğiniz model t-shirt’e istediğiniz renkte bastırmanız mümkün. Tasarımları arasındaki en popüler karakter Psycho Panda’nın enteresan bir doğum hikayesi var: Çelem’in bir çocuk ürününe tasarladığı pandanın sevimli versiyonu ürüne giderken, asabi versiyonu bizim meşhur Psycho Panda’ya vesile olur. Şans öyle bir güler ki ona, viski ve hindistan cevizi bazlı efsane kokteyle bile isim anneliği yapar. Akşamları ise kapalı partilere de ev sahipliği yapan Xunta, DJ’leriyle Jazzy Funky Afro Ethnic House tarzında müzik dinleyebileceğiniz bir bara dönüşüyor. Çelem’in Türk şaraplarına verdiği kıymeti sadece tasarladığı şarap etiketlerinde değil, Trakya Bağ Rotası haritasında da göreceksiniz. Türkiye Kalkınma Ajansı ile Turizm Bakanlığı’nın ortak çalışması olan bu rotanın, Trakya’nın 12 butik şarap üreticisini bir araya getirerek bölgenin turizm potansiyeline sağladığı muazzam katkı tartışılmaz.
Aslı Şarman’ın seramik stüdyosu WOHHA, tıpkı anlamı gibi insanda nida etkisi yaratan bir mekan. Kahve alanı, seramik atölyesi ve Wohha ürünlerinin satıldığı mağaza alanından oluşan bu stüdyoya gelen ziyaretçiler yaratım sürecinin tüm aşamalarına burada bizzat tanık olabiliyorlar. İlhamını hayattan, doğadan, insandan ve etkileşimden alan Şarman’ın gündelik hayatta kullanılmak üzere kişiye özel tasarladığı el yapımı saksı, tabak, bardak, vazo ve dekoratif seramik objeler göz dolduruyor. Siyah-beyaz çizgiler ve malzemenin belli bir ölçüde ham ve doğal hali, Wohha’nın belirgin yenilikçi çizgisini oluşturan kıvam işte. Üstelik burada sanat, hayatın dışında kalan, kullanılmayan bir şey olmak zorunda değil.
Selvin Gafuroğlu tarafından kurulan, semtin en eski sanat galerilerinden GALERİ SELVİN, Arnavutköy’deki iki mekanında 17 yılda çok sayıda sanatçıyı ağırlamış. Çağdaş İtalyan sanatçıların İstanbul’daki sergilerine ev sahipliği yapan İtalya merkezli Liquid Art System, Galeri Selvin ile yaptığı işbirliği sayesinde Nişantaşı’da galeri açarak İstanbul’da görünürlük kazanmış.
İsmi sizi yanıltmasın, Barış Çekin ile Tunç Berkman’ın kurdukları CHADO TEA 8 ülke ve 20 bölgeden gelen 40 çeşit çay harmanı sunan 16 yıllık bir Türk markası. Adını, Japon kültüründe köklü bir yeri olan matcha -toz yeşil çay- seremonisinden alıyor. Suyu ısıtıp matcha tozunu karıştırmak gibi basit bir eylemi meditasyona dönüştürerek insana anda kalmayı, sabretmeyi, sadeliğin, basitliğin güzelliğini hatırlatan bir tören. Harman çayların arasında Tropikal Green, süt buharında hazırlanan Milk Oolong, Roobois Vanilla en çok talep görenler. Benim favorilerim ise İstanbul temalı lavantalı siyah çay ve Ayurveda’nın gözde bitkisi Hint fesleğeni, Tulsi ile hazırlanmış harmanlar oldu. Çay haricinde matcha karıştırıcısı, matchanın karıştırıldığı chawan kasesi, kombucha çayı, bardak altlıkları, palo santo, döküm demlikler gibi ürünler bulabilirsiniz; ve her uğradığınızda farklı bir çay tadımı sizi bekliyor olacak.
Tasarımcı Ayşe Özgüneş’in ÇUVAL markası yolculuğuna 2010 yılında çuval bezinden çantalarına eşlik eden yastık setiyle başlıyor. Markanın ismine ilham vermesi çuvalın insanlığın taşıdığı ilk gereci olmasından geliyor. Süreç içinde yastık elenir, farklı malzemeler çuvalın yerini alır; ve Çuval markası 2016 yılında Arnavutköy’de açılan Çuval Shop ile yoluna devam eder. Çanta haricinde, cüzdan, kartlık, tütünlük, kemer gibi ürünleri deri, nubuk, süet, kanvas veya yat tekstili gibi farklı malzemelerle beraber tasarlanmış olarak bulabilirsiniz. Özgüneş’in çok tercih ettiği bir malzeme ise bitkisel boyalarla, güneş altında tabakalanan biraz kaba ama dayanıklı, eskidikçe de güzelleşen ve yaşam kazanan bir malzeme olan Vejetal deri.
Yaratıcılığı kendisine miras bırakan ailesinin adını yaşatmak için atölyesine kızlık soyadını veren Nebahat Öngel’in Arnavutköy’de bez bebek tasarladığı ATÖLYE ELLİNCİ’den içeri girince torunlarının ne kadar şanslı olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz: top top rengarenk kumaşlar, çeşit çeşit oyuncaklar, battaniyeler, dekoratif objeler, DIY kitapları… Bebeklerin yanı sıra, kimi minyatür, kimi ahşap, kimi porselen müthiş bir dikiş makinesi koleksiyonu da görebilirsiniz. Dikiş dikmeyi kendi kendine öğrenen Öngel, kendi çocuklarının ya da torunlarının dokunmasını istemeyeceği malzemelerle oyuncak tasarlamamaya özen gösteriyor; bu yüzden sentetik hemen hemen hiçbir şey yok. Kendi tasarımı olan bez bebeklerin arasında en rağbet göreni melekler ama o en iyi bebeğini henüz tasarlamadığına inanıyor. Karar sizin!
Zeynep Özay tarafından 2005 yılında tarihi bir Arnavutköy yapısında kurulan ARNAVUTKÖY ART GALLERY, kişisel, karma ve proje sergilerin yanı sıra, konferans ve atölye çalışmalarına da ev sahipliği yapmakta. Arnavutköy’ün 1500 yıllık tarihini, mimarisini, ve tabii ki meşhur çileklerini, meyhanelerini, gelmiş ve geçmiş efsane kişilikleriyle birlikte anlatacak kapsamlı tanıtım ve belgesel projeleri "Arnavutköy: Melekler Kasabası” heyecan verici bir gelişme olarak hazırlık aşamasında.
Can Jarna Öztürk’ün OJARNA TRİBAL TALES ismini verdiği hem atölye, hem de showroom işlevi gören mekanında anti-moda ve anti-mass olarak tanımladığı büyüleyici tasarımları ile karşılaşacaksınız. Öztürk medeniyet yoluyla ruhunu, özünü kaybetmemiş kültürlerden aldığı ilhamla bu kabilelere veya etnik kültürlere ait bir anlamı, veya hikayesi olan doğal malzemelerle tasarım yapmakta. Tasarımdan ziyade, kıyafet ve takılar üzerinden bu etnik kültürlerin değerlerini ve geleneklerini aktarmayı amaçladığını ifade ediyor.
20 yıldır yetişkinler ve çocuklar için günlük, aylık ve yıllık olmak üzere heykel, mozaik, ahşap boyama, seramik, desen, el boyaması, çini boyama alanında programlar düzenleyen MEERCAT SANAT ATÖLYESİ aynı zamanda resim malzemeleri de satan ve kafe alanı ile hizmet veren bir mekan.
* Hillsider Dergisi 92, Kış 2019