Çağdaş sanat ve mekan
2022 yılında 17. İstanbul Bienali’ne paralel düzenlenen etkinlikler arasında sanırım en çok ilgi gören etkinliklerden biri Abdülmecid Efendi Köşkü’ndeki ‘İsmi Lazım Değil’ başlıklı sergi oldu. İstanbullular ve sanatseverler, Nakkaştepe’de özel mülk içinde yer alması sebebiyle halka kapalı olan bu köşkü sergi gibi etkinlikler sayesinde gezme fırsatı yakalamakta. Bir zamanlar, son Halife Abdülmecid'in, aralarında Tevfik Fikret, Şair Nigar, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan bulunduğu misafirlerini ağırladığı evde Ömer Koç koleksiyonuna ait bir çağdaş sanat seçkisi görme fırsatı bizler için paha biçilmez bir deneyimdi.
Abdülmecid Efendi Köşkü
Abdülmecid Efendi Köşkü, Roma döneminden itibaren neredeyse kesintisiz devlet ricalinin yerleşim alanı olagelmiş Altın Şehir Üsküdar’ın hâlâ alımlı tepesi Nakkaştepe’ye konumlanmış. 1880’lerde Kavalalı ailesinin ‘hıdiv’ ünvanını alan ilk ferdi İsmail Paşa tarafından mimar Alexander Vaullary’e biniş kasrı amaçlı yaptırılır. 200 dönümlük bir koru içinde yer alan yapının Harem kısmı günümüze kadar ulaşmamış olsa bile, eklektik tarzda tasarlanmış Selamlık köşkü ve florası aynı ölçüde kıymetli bahçesi insanın gözlerini alıyor. İstanbul’un göze görünenden kat kat fazlasını vaat edebileceğinin bir kanıtı daha…
Son Halife: Ressam Abdülmecid Efendi
Tarihimizdeki iktidar-sanat ilişkisine baktığımızda, geleneksel Osmanlı toplumunun İslami değerlere hassasiyeti ile orantılı olarak figüratif ve üç boyutlu sanata aldığı mesafenin, hanedan ve devlet ricalinin yalnızca son dönemle sınırlı kalmayacak şekilde sanata yakın duruşları ve kimi zaman da cesur girişimleri ile tezat oluşturduğunu görürüz. Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın Mohaç Muharebesi ganimeti olarak İstanbul’a getirip At Meydanına yerleştirdiği üç Pagan heykeli hatırlayalım. Saray ortamı ve ananeleri birçok Osmanlı sultanını bugün bir zanaat veya sanat dalıyla anmamızda önemli rol oynar.
Son halife Abdülmecid’in meslek hanesine ‘ressam’ yazmak abes veya abartı kaçmayacaktır. Kuşkusuz, döneminin ressamlarından hem ilham, hem de ders alma fırsatının olması resme olan ilgisini pratiğe dökmesini sağlamış olmalı. Hocaları kimler miydi? Fausto Zonaro, Alexander Vallaury, Osman Hamdi Bey ve kurulmasına ön ayak olduğu Şişli Atölyesi’nin birçok ressamı…
Sanatında kimi zaman empresyonist, kimi zaman romantik, kimi zaman da gerçekçi bir çizgi izleyen Abdülmecid için öncelikle portre ressamı diyebiliriz. Portrelerinde dönemin dostluk ettiği aydınlarını, janr resimlerinde ise gündelik hayatın içinde beklemediğimiz kadar modern bir kadın imgesi buluruz. Haremde bile olsalar, bu kadınlar Batılı gözün Oryantalist yaklaşımından çok farklı tasvir edilmiş figürlerdir. Kültürel referanslarını, hem Doğu’dan, hem Batı’dan alması ve sanatı resimlerine konu olarak seçmesi üzerine düşünmeye değer bir konu. Ama bence daha da önemlisi, bir devir kapanırken, yaşadığı toplumun geçirdiği dönüşümünü belgelemesi açısından Abdülmecid Efendi’nin şahitliğidir.