KALİFORNİYA RÜYASI

Burası güneşin öpmeye, Pasifik Okyanusu’nun aşındırmaya doyamadığı Kaliforniya. Paris, New York, Londra’nın esaslı bir rakibi. Muhafazakarlığın esamesinin okunmadığı liman şehirlerine özgü asi ruhun mirasçısı. “Altın Eyalet” takma ismini, yerlilerin işlemeye bile gerek duymadığı verimli topraklarından almış. Dünyanın dört bir yanından altın aramaya gelen maceraperestlerin kültürel mozaiğiyle dokunmuş; 60’ların karşı kültür akımlarının idealizminden beslenmiş. İşte bu yüzden diyebiliriz ki, bu coğrafya yeniyi sever; destekler. Farklı olana alan açar; kendinden olmayana merakla bakar. Kendi geleneğini oluşturur; oluşturmakla kalmaz, hatta onu ihraç bile eder. Yaratıcılık onu ürkütmez; bir değer olarak kabul eder. İşte bu yüzden, burada hayal etmesi kolaydır. İşte bu yüzden, üretmeye değil, yaratmaya yatkındır mizacı.

Gündelik yaşamımızı dört bir yandan kuşatan inovasyonlar sebepsiz yere burada hayat bulmadı; hepsi hücrelerinde Kaliforniya’nın DNA’sını taşırlar. Burada kurulan gündüz düşleri, gece düşleri zamanın ruhuna sinerler. Gelecek tasarlandı da, hayatımıza girmek için sabırsızlıkla doğru zamanı bekliyor, desek abartmış olmayız. Peki, Kaliforniya geçmişten bugüne neyi nasıl tasarladı, şöyle bir hatırlayalım mı?

Akıllı tahta, akıllı ev derken bizden becerikli elektronik cihazların, yani Silikon Vadisi’nde tasarlanmış AKILLI ŞEYLER’in listesi uzar gider. Lakin, aralarında hayatımızı en köklü şekilde değiştiren, Steve Jobs’un akıllı telefonu olur. Kendisi ilk akıllı telefonumuz olmasa bile, Kaliforniya menşeli iPhone, tasarımı ile kalbimizi çalar; cebimize ufak bir bilgisayar yerleştirir ve piyasaya girdiği 2007 yılından bu yana 2 milyardan fazla satar.

68 kuşağı, bilgiyi herkes için erişilebilir kılma hayalini kişisel bilgisayarın icadını ile gerçekleştirdi.

Her şey ‘Ev yapımı Bilgisayar Hobi Kulübü’nün 1975 yılında Menlo Park’ta bir garajda toplanması ile başladı. Bu kulüp, elektronik mühendisliği ve bilgisayar programcılığından gelen bilgisayar kurtlarına ve amatör mucitlere bilgisayar kitleri yardımıyla kendi bilgisayarlarını kurma konusunda destek veriyordu. Hatta, Steve Jobs ile Steve Wozniak’ın başka bir garajda tasarladıkları ilk bilgisayar bu kulüpte görücüye çıktığını not düşelim. 1. jenerasyon Apple’ın hedef kitlesi, işte bu teknoloji meraklılarıydı. 2. jenerasyon APPLE PC ise sıradan insanların evinde ve yaşamında yer bulacak kadar basit bir model olarak tasarlandı. (1977) “Elektrik mühendisi olmayan birinin eve götürebileceği, prize takıp çalıştırabileceği bu bilgisayar” devrim değildi de, neydi?

2. Dünya Savaşı sonrası doğan kuşağın oyuncak bebeği BARBİE, ilhamını yetişkin erkekler için tasarlanmış Alman menşeli Lili’den almış. Yani, hiç de masum değil. O yüzden, çocuklar için tasarlanan oyuncakların içinde yetişkin görünüşlü bir bebek olarak bir ilk. Mattel şirketinin ortaklarından Ruth Handler, Barbie’yi kızı Barbara için hayal eder. Piyasaya sürüldüğü 1959 yılından bu yana 100’den fazla ülkede tahminen 1 milyar adet satılan Barbie, ergen kızların en yakın arkadaşı olur. Kız çocuklarına çarpık beden ölçüleri empoze ettiği gerekçesiyle eleştirilere maruz kalan Barbie öte yandan, 200 kadar kariyerin sahibi olarak geleneksel yaşam biçimine alternatif oluşturmayı başarır. Çünkü “Ne isterseniz, başarabilirsiniz.” mesajı 60’ların Amerika’sı için bile fazla radikaldir.

San Francisco ise her zamanki gibi çıkıntılık yaparak, 2002’den bu yana Barbie bebeğinin “özgürce yeniden” yaratılmasına imkan tanıyan Altered Barbie (Dönüştürülmüş Barbie) sergilerine ev sahipliği yapacaktır: dayatılan ideal beden ölçülerine ve toplumsal cinsiyet rollerine karşı çıkan sanatçılar, Barbie koleksiyonuna kemoterapi görmüş Barbie, Latin kökenli Barbie, drag queen gibi “öteki” Barbieleri de eklediler.

Walter Disney’in 1923’te Los Angeles’de kurduğu Disney Brothers Stüdyosu animasyonun büyülü dünyasının kapılarını sayısız kuşağa açtı: DİSNEY DÜNYASI’nda Pinokyo, Alice, uyuyan güzel, Peter Pan resimli-resimsiz masal kitaplarından fırlayıp çizgiyle can buldular. Disney’in New York-Los Angeles arası tren yolculuğunda tasarladığı Mickey Mouse ise, Disney imparatorluğunun sembolü haline gelerek fareyle olan ilişkimizi ilelebet değiştirdi. Disney stüdyoları’nın aynı zamanda imzanın attığı ilklerden bazısı Old Mill 3 boyutlu ilk animasyon filmi ve Toy Story tamamı bilgisayar tarafından canlandırılmış ilk animasyon filmi oldu. Disney’in hayalleri tükenmez; kızlarını götürebileceği, çocukların aileleriyle beraber vakit geçirip eğlenebileceği bir mekanın hayalini kurar. Hatta, hayalini kurduğu bu eğlence parkının inşası için çalışanlarından bile borç alır. 1955’te DİSNEYLAND Los Angeles’da ilk açıldığında, açılışı televizyondan 70 milyon kişi izler. Disneyland Paris, Tokyo, Florida zamanla Los Angeles’ın arkasından gelecektir.

Rivayete göre, FAL KURABİYESİ 14. yüzyılda Çinliler’in Moğollar’a isyan ettikleri dönemde haberleşme maksadıyla içine gizli mesajlar yerleştirilen ay kekinden (moon cake) geliyormuş. Nitekim, San Francisco’ya yerleşen Çinliler ay törenlerinde birbirlerine ay keki hediye etmek suretiyle bu geleneği sürdürmüşler. İşin enteresan tarafı, bu kurabiyelerin fallı versiyonu ilk defa Golden Gate Parkı’nın içinde yer alan Japon Çay Bahçesi’nin sorumlusu Japon asıllı göçmen Makoto Hagiwara tarafından beş çayına eşlik etmek üzere geliştirilmiş. Fakat zamanla, her nasılsa Çin mahallesinin sembolüne dönüşen bu kurabiyeler, içine yerleştirilen özlü sözler, iyi dilekler veya esprili kehanetler sayesinde yemeği tatlı bitirmenin güzel bir yolu haline gelmiş.

Kim derdi ki, Soğuk Savaş döneminde ABD’nin askeri amaçla geliştirdiği İNTERNET, bir gün bizim gibi sıradan insanların gündelik kullanımına bahşedilecek? 1969 yılında Milli Savunma Bakanlığı tarafından desteklenen ARPANET projesi çerçevesinde tek bir ağ üzerinden birkaç bilgisayarın data paylaşabileceği ilk prototip İnternet kurulur. Neredeyse küçük birer ev büyüklüğündeki bu ilk bilgisayarlar, daha ilk deneyde “oturumu aç” komutunu girer girmez, çökmesinler mi? İnternet’in bizim tanıdığımız biçime bürünmesi için ta www’nun (world wide web) 1990 yılındaki icadına kadar beklemek gerekecekti. Gerisi bildiğimiz hikaye!

1. Dünya Savaşı’nın ayak seslerinden ürküp Kaliforniya’ya kaçan İtalyan Jacuzzi ailesinin ufak ferdi geçirdiği bir hastalık sonucu romatizmaya yakalanır. Hastalığının hidroterapiye olumlu cevap vermesi üzerine her biri birbirinden becerikli Jacuzzi kardeşler, ufaklığın ağrılarını gidermek üzere hidromasajlı küvet geliştirirler. (1954) Ailenin soyadını alan küvet, JAKUZİ olarak jenerik bir markaya dönüşecektir..

KAYKAY’ın 1950’lerde sörf kültürüyle ilişkili olarak başladığını pek kimse bilmez. Rüzgarsız günlerde Santa Monica’lı sörfçülerin manevralarını karada bilemek için böyle bir yola başvurdukları söylenir. Tekerlekli patenlerin üzerine yerleştirilen bir tahta parçası işlerini görür; alın işte size kaykay. 80’lerde geri dönüşünü ise bizim kuşağı kült filmi “Geleceğe Dönüş”e borçludur.

Kaliforniya’nın altın yataklarının kimilerini bir gecede zengin ettiği doğrudur; ama esas köşeyi dönenler bu maceraperestlerin ihtiyaçlarını tedarik etmeyi akıl eden girişimciler olur. En ünlülerinden biri Levi Strauss idi. Strauss, madenciler için tasarladığı bakır perçinli kanvas işçi tulumunun patentini aldığında sadece kendi rüyasını gerçekleştirmekle kalmadı; aynı zamanda Amerikan Rüyası’nı milyonlarca insan için somutlaştırmış oldu. (1873) Bir dünya markasına evrilen LEVİ’S’ın tartışmasız en büyük başarısı ise cinsiyetsiz ve sınıfsız bir kıyafet yaratmasıydı.

Amerikan Mutfağı’nın bir yüzü fast food kültürü ise, diğer yüzü de medar-ı iftiharı KALİFORNİYA MUTFAĞI’dır. Alice Waters’ın 1971 yılında Berkeley’de açtığı Chez Panisse restaurantı bölgenin kozmopolit mutfağını ‘Tarladan Sofraya’ akımının prensipleri çerçevesinde şekillendirmekle kalmaz; bölgenin Gourmet Ghetto olarak nam salmasına da ön ayak olur. Waters’ın deneysel tariflerden yola çıkarak organik, taze, mevsimsel ve yerel ürünlerle yemek pişirme sevdası bölge mutfağına damgasını vuracaktır. Kuzeyde yaşanan bu hareketlilik, güneyde Los Angeles’ın füzyon mutfağı ile buluştuğunda Kaliforniya Mutfağında yaşanan bu devrim, Amerikan Mutfağına gerekli taze kanı sağlayacak; onu dünya mutfağında itibarlı bir yere yerleştirecektir.

Arabanın kitlelere eriştiği 20. yüzyılda, uzun araba yolculuğuna çıkmak şehirlere ve kasabalara sıkışmış, nefes alamayan insan ruhuna kim bilir ne de iyi gelmişti. Özellikle uçsuz bucaksız Amerikan coğrafyasında yol yapma, özgürlük kavramı ile özdeşleşmiş, popüler kültüre imgesini alabildiğine vurmuştu. Bu uzun araba yolculuklarını mümkün kılan ana faktör ise, MOTEL kavramının doğuşuydu. Motor ile oteli bir araya getiren motel konsepti, her biri bir günlük mesafede kurulan misyoner manastırlarından devşirilmişti. Fikir babası James Vail, Batı yakasında San Diego’dan Seattle’a uzanan Route 101 üzerinde otel zinciri planlanıyordu.

Büyük Buhran bu dahiyane projeyi suya düşürse bile, Vail 1925 yılında San Luis Obispo’ta ilk moteli inşa ederek motel furyasını başlatır. Bir zamanlar geceliği 2.5 dolara konaklanabilen aile işletmesi moteller yol yapma macerasının hala vazgeçilmez bir parçası.

Bugün her ne kadar MC DONALD’S’ı sağlıksız menüsü yüzünden eleştirmeye doyamasak da, Mc Donald kardeşler 2. Dünya Savaşı sonrası hızlanan hayatlarımıza “fast-food” yani hızlı yemek kavramını hediye ederek yemek ve hizmet sektörlerinde devrim yarattılar. Yıl 1948’ti; Baby Boomer (Bebek Patlaması) kuşağı self servis, arabaya paket servisi, kağıt ambalaj gibi yepyeni kavramlarla tanışan ilk kuşaktı. Henry Ford’un araba üretim için tasarladığı seri üretim montaj hattı modelini fast-food’a uygulayarak, servisi hızlandırdılar, maliyeti düşürdüler, her uygulamalarıyla inovasyonun başını çektiler. “Yanına patates ister misiniz?” her dilde geri çevirmesi zor bir soru olarak hafızalarımızda yer etti.

MİMOSA, öğle yemeğinden evvel içmeye başlamak isteyenler için şampanya ve portakal suyu ile hazırlanan güzel bir bahanedir. Brunchların vazgeçilmezi mimosayı Paris ve Londra barmenleri paylaşamaz ama en iddialı rakip San Francisco çıkıverir: 40’larda artan popülerliğini Hitchcock’a borçlu olduğumuz, artık dillerden düşmeyen bir şehir efsanesidir.

Farmakolog Dr. Murray E. Jarvik, eşinin sigarayı bırakmada zorlanması üzerine sigara bağımlılığı konusuna merak sarar. Bağımlılık yapan maddenin nikotin olduğunu keşfetmesiyle 1984 yılında NİKOTİN BANDI’nın müjdesini verir! Ben derim ki, nikotin takviyesi için bir de düzenli olarak patlıcan tüketmeyi deneyin.

18. yüzyıl gezginlerinin Hawaii üzerine yazdıkları metinlerinde yerlilerin dalgaların üzerinde kaymak için kullandıkları koa gibi yerel ağaçlardan yapılma, yarım kilometre uzunluğunda, 35 kilo ağırlığında bir tahtanın bahsi geçer. Fakat, SÖRF TAHTASI’nı koltuğumuzun altına sıkıştırıp kumsala taşıyabilecek kadar hafif hale getiren teknolojik devrim, cam elyafı ve poliüretan köpük gibi malzemelerin icadı sayesinde olur. 50’lerin sonunda bu ‘tahta’ sayesinde Kaliforniya, Pasifik Okyanusu sahillerine akar; 60’larda Beach Boys’un ‘Surfin USA’ şarkısı bir yaşam biçimi olarak plaj ve sörfü ölümsüzleştirir.

Meksika Olimpiyat Oyunları’nda popülerleştiğinden Türkçe’ye Meksika Dalgası olarak geçen stadyum DALGA’sı, ilk defa 1981 yılında Oakland’da bir beyzbol maçında yapılmıştır.

Anavatanı Mısır olmasına rağmen, Hipster kahvaltılarının vazgeçilmezi EKŞİ MAYA EKMEĞİ’ni Altına Hücum döneminde bölgeye özgü mikro ikliminin yarattığı maya -lactobacillus sanfranciscensis- sayesinde San Francisco kazara meşhur etmiştir.

İsmini Yale Üniversitesi öğrencilerinin havaya fırlatarak vakit geçirdikleri Frisbee markalı turta kaplarından alan FRİSBEE, Kaliforniyalı mucit Walter Morrison’ın girişimleriyle bildiğimiz halini aldı. (1948)

Toprak rengi tasarımları ile seramiği zamansız sofra takımlarına dönüştüren HEATH CERAMICS Kaliforniya’da doğdu. (1948)

Doğa tutkumuzu perçinleyen outdoor spor markaları NORTH FACE ve PATAGONIA Kaliforniya’da yaratıldı.

The fun toy of the Baby Boomer suburban generation, HULA HOOP, was inspired by the Hawaiian dance hula and was first produced in California, Pasadena, in modern times (1958).

Baby Boomer banliyö kuşağının eğlenceli oyuncağı HULAHOP, Hawai dansı hula’dan esinle, modern zamanlarda ilk defa Kaliforniya Pasadena’da üretildi. (1958)

San Francisco’daki evinin verandasında unuttuğu aromalı, gazlı suyun gece ayazında donmasıyla ortaya çıkan buzlu dondurmayı 11 yaşındaki Frank Epperson plajda satmaya başlayınca POPSİCLE doğar. (1905)

Fizikçi Richter ile jeofizikçi Gutenberg’in Pacific Okyanusu kıyısı boyunca uzanan, San Francisco’yu defalarca hırpalamış San Andreas fay hattı üzerinde çalışırken geliştirdikleri logaritmik RİCHTER ÖLÇEĞİ Kaliforniya doğumlu. (1935)

İçki Yasağı döneminde komşularının damıtma makinesi yaptığından şüphelenip polis çağırdıklarında alaylı elektrik mühendisi Farnsworth’un aslında San Francisco’daki evinde icat etmekle iştigal ettiği cihaz TELEVİZYONdur. (1927)

* Hillsider Dergisi 96, Sonbahar 2020