Kuzey İspanya’yı bir road trip ile keşfetmeye niyetlendiğimizde kış vaktiydi. Hele hele tek yönlü bir bilet almanın adrenali bir başka vurdu beni. Yol, uzadıkça uzadı; bizi günlerce ağırlayan dost sofralarından sessiz, ıssız küçük kasabalara taşıdı. Üst üste gelen bayramlar, dolayısıyla resmi tatiller, ve kitle turizmini ekarte eden kış iklimi bize hiç ummadığımız bir deneyim ve misafirperverlik hissi yaşattı.
İnsan Avrupa sınırları içinde seyahat ettikçe, “Avrupa Birliği” ifadesinin ortak paydadan ziyade, farklılıklarla beraber var olabilme çabasından ibaret olduğunu hissediyor. İspanya, başlı başına bir mozaik pano. Ayrılıkçı Bask örgütü ETA 2017 yılında silahlarını bırakıp mücadelesini sonlandırmış olması yeterince sevindirici bir haber değil; keza ülkenin en zengin bölgesi Katalonya’nın ayrılma riski herkesi ürkütüyor ama herkes biraz da bıkmış artık. İspanya’nın neredeyse her bölgesinde esen bu güçlü aidiyet duygusuna her daim özgün ve köklü bir mutfak eşlik ediyor diyebiliriz.
Ülkenin Atlas Okyanusu’na kıyısı olmasına rağmen, İspanyollar Akdeniz ikliminin biçimlendirdiği yaşam ritmi ve ritüelleri sayesinde mutfaklarına düşkünlüklerini koruyabilmiş bir halk. Şimdi, gözümü kapattığımda aklıma Galiçya falezlerini hırçınca döven Atlas Okyanusu’nun dalgaları geliyor; ağzımda ise Bask mutfağının damak sarhoşluğu kaldı.
Euskal Herria: Bask Ülkesi
Bask bölgesi, önüne Cantabriya Denizi’ni, arkasına yemyeşil sık ormanlarla bezeli Cantabriya sıradağlarını alarak Biskay Körfezi’ne konuşlanmış. Basklılar, anayurtlarını “Euskal Herria” olarak adlandırıyorlar; bu bölgenin bir kısmı Fransa sınırları içinde kalsa bile. Ağır sanayisi beraberinde zenginliği getirmiş; fakat bu sermaye o baş döndüren doğasını yitirme pahasına olmamış. Ebro Vadisi ve nehri sayısız doğal parkla korunmakta. Şarap ile neredeyse eş anlamlı kullanılan Rioja bölgesinin Alavese kısmı, Bask sınırlarının içinde kalıyor; güneyde bağların içinden yol alırken, tepeleri kül rengine bürünmüş sıradağlar dört bir yandan kuşatıyor. Üstelik, Paulo Coelho’nun “Hac” isimli romanına konu olan Santiago Yolu’nun Bask bölgesinden geçen kıyı rotası en eski hac rotalarından biri. Her yıl binlerce hacı adayının maneviyatı bu coğrafyanın dokusuna karılıyor.
Bask mutfağının sırrı
Bask mutfağının sırrı, şarabına tadını veren toprağı, zengin deniz ürünlerinin kaynağı denizleri, bereketli topraklarında yetişen taze ve mevsimsel ürünlerinde gizli desek, yine bir şeyler eksik kalacak. Bütün bu bereketin kıymetini bilen, kuşaktan kuşağa aktarılan kadim bilgileri yeri geldiğinde koruyan, yeri geldiğinde ise zamanın ruhuna uygun olarak zenginleştirmeye açık, yenilikçi, meraklı Bask ruhunu atlamamak gerekli!
Basklılar geleneksel tariflerine sadık kalabilirler; ya da yeni Bask mutfağının öncüsü olabilirler ama söz yemekten açıldığında herkesin yüzünde beliren o gurur ifadesini fark etmemeniz mümkün değil! Dışarda yemek için her bütçeye uygun alternatifler, ev ortamında ise hiç toplanmayan sofralar sizi bekliyor emin olabilirsiniz.
Txoko: Gastronomi cemiyetleri
Nine tariflerinin ve anne mutfağının yanı sıra Bask erkeklerinin bu sırra ortaklığı yadsınamaz. Öncelikle, 100 yıl önce kırsaldan kente göç eden erkeklerin kırsal yaşamdaki dayanışmasını şehir ortamında sürdürmek ve geleneklerini yaşatmak amacı ile kurdukları, şimdilerde sayısı bini aşan gastronomi cemiyetleri -nam-ı diğer ve “txoko”lar- Bask mutfak geleneğinin bel kemiğini oluşturuyor. Evde eşlerinin hakimiyet alanı mutfakta yer edinemeyen erkekler, kardeşlik ruhu içerisinde bu cemiyetlerde bir araya gelerek yemek pişiriyorlar.
Bir zamanlar yalnızca erkeklerin kabul edildiği bu gizli dernekler artık sıkı kurallarını esnetseler de, kadınlar hala misafir olmaktan öteye; yani mutfağa geçemiyorlar. Hatta, zamanında Kraliçe Maria Christina’nın bile eline tabağını tutuşturup saraya yolladıkları rivayet ediliyor. Cinsiyet ayrımcılığı bir yana, erkekler arasında sınıfsız, muazzam bir dayanışma söz konusu. Kimileri ünlü bir şef olduktan sonra bile ellerini ayaklarını bu cemiyetlerinden çekmiyor; erkek arkadaşlar ile beraber yemek pişirme ve yeme alışkanlıkları sürdürüyor. Bugünlerde üyelik ücreti 1200 Avro’yu bulan bu cemiyetlerin kendi yağında kavrulan, modası geçmiş dernekler olduğunu söylemek pek mümkün değil. Geleneksel tarifleri birebir uygulanmayı kendilerine görev bilmeyen txoko geleneğinin yeniliğe, değişime ve deneye yatkın doğası, Bask mutfağının övünç kaynağı Michelin yıldızlı restaurantları ve fine dining kültürü için gerekli ortamı hazırlamış köklü bir gelenek diyebiliriz.
Nueva Cocina Vasca: Bask mutfağında devrim
Franco rejiminin sona ermesiyle ülkede özgürlük rüzgarlarının estiği 1970’li yıllardayız. O sıralar “Nouvelle Cuisine” dönemi; yani Fransız şef Paul Bocuse’ün radikal değişiklerle Fransız mutfağında devrim yaptığı dönem. Bocuse ile Basklı şefler Juan Mari Arzak ve Pedro Subijara, Madrid’de yuvarlak bir masanın etrafında bir araya geliyorlar ve kuşaklar boyunca uygulanmış tarifleri elden geçirerek ağır, soslu, aşırı pişmiş yemekleri yeni malzemelerle ve metotlarla hafifletme yoluna gidiyorlar. Fransız mutfağından, Bask mutfağına yorumlanarak aktarılan bu radikal çözümlemeler, Bask mutfağında da kuşkusuz devrim yaratıyor. O dönemin cesur adımları Juan Mari Arzak’ın Arzak restaurantı ile Pedro Subijara’nın Akelarre restaurantını dünyanın en iyi restaurantları arasına taşıyor. Elbette, çok sayıda Michelin yıldızı bu başarı taçlandırıyor.
Michelin yıldızları ve fine dining
Gelelim, Paris merkezli lastik şirketi Michelin’in gastronomi işine nasıl karıştığına… 1900’lerde karayoluyla seyahati cazip kılmak ve sürücülerin yol yapmalarını teşvik amacı ile çıkartılan Michelin Rehberi otel ve restaurant değerlendirmelerine yer verir. Bu rehber, bir şekilde yüz yıl içinde dünyada fine dining alanında bir otoriteye dönüşür. Şeflere prestij, restoranlara ün, işletme sahiplerine ise kazanç sağlayan yıldızları gastro turizm sektörünün önemli ve değer kazandıran kriteri haline gelir. Haklı olarak, hem köklü, hem de yeniliğe açık Bask mutfağı, metrekareye düşen Michelin yıldızları ile övünmekten geri duramıyor.
Bayrak yarışında mutfaklarını dünyanın en seçkin lezzetleri arasına taşıyan Basklı genç şeflerden biri, bu mutfağın babası sayılan Anzar’ın kızı Elena. Açıldığı 1897 yılından beri aynı yapıda hizmet veren 3 Michelin yıldızlı restoranları Arzak’ın başında bulunan Elena Arzak, sayısız başarının yanı sıra dünyanın en iyi kadın şefi ünvanını da taşımakta.
Bask mutfağını neredeyse bir bilim dalına dönüştürerek deneyler yapan önemli bir diğer isim Andoni Luiz Aduriz. Pedro Subijara’nın kanatları altında yetişmiş Aduriz, on bir yıldır dünyanın en iyi on şefi arasındaki yerini korurken, Bask kırsalında yer alan restoranı Mugaritz iki Michelin yıldızı ile dünyanın en iyi 9. restoranı olma gururunu yaşatıyor kendisine. Aduriz Granada Üniversitesi ile yürüttükleri ortak çalışmaları sayesinde, duck foie gras (kaz ciğeri) yemeği için sadece üstün genetiğe sahip kazları pişirip sunacak kadar bilime yakın duruyor.
On egin: Afiyet olsun!
2011 yılında Miramon Teknoloji Parkı’nda açılan Bask Mutfak Enstitüsü, Avrupa’nın üniversite derecesi veren iki gastronomi okulundan biri. Mondragon Üniversite’sine bağlı Gastronomik Bilimler Fakültesi, bir yandan araştırma ortamı yaratmayı, bir yandan da haute cuisine profesyoneller ile sektör arasında bilgi aktarımı sağlamayı amaçlıyor. Aduriz ve diğer Basklı şeflerin verdiği dersler ve kurslar sayesinde
Bask mutfağı deneysel bir şekilde yol almaya devam ediyor. Mesela sadece gözlere görsel bir şölen yaratmak değil, diğer duyularda da etki yaratması amaçlandığı için katılımcıların yemek yerkenki beyin aktivitelerini ölçen deneyler bile yapılıyor. Çünkü anahtar kelime inovasyon!
Eğer vaktiniz varsa…
Atıl alana dönüşmüş sanayi bölgelerini şehre yeniden kazandıran Bilbao şehri, titanyum düşkünü Frank Gehry’nin Guggenheim Müzesi, Phillipe Starck’ın eski bir şarap mahzeninden kültür sanat kompleksine dönüştürdüğü Alhondiga, Louis Bourgeois’nın devasa örümceği ve Jeff Koons’un yavru köpek heykeli ile göz dolduruyor. Basklı haute couture modacı Balenciaga’nın Moda Müzesi, Picasso’nun 2. Dünya Savaşı’nın yıkımlarını görsel hafızamıza nakşeden Guernica tablosu ile ölümsüzleşen Guernica şehri, trüf çikolataları ile meşhur Vitoria Gasteiz, bağ bölgesi La Rioja, Bask bölgesinin uğrak noktalarından. Bölgenin prensesi ise romantik Belle Epoque mimari mirası, Uluslararası Film, Caz ve Gurme festivalleri ile San Sebastian. Bask bölgesi, her bakımdan eşsiz bir bölge anlayacağınız. Her şeyi yemeye veya yapmaya kalkmayın! Çünkü mutlaka buraya geri döneceksiniz!
Ne yemeli?
When exploring the culinary delights of the Basque region, make sure to savor these mouthwatering dishes and treats:
Mürekkebi ile pişirilen mürekkep balığı
Bacalao: morina balığı
Pastel Vasco: badem ve portakal kremalı badem tatlısı
Cordera: süt kuzusu
Guernica ve Ibarra bölgelerinin kızartma yeşil biberleri
Kaya midyesi
Marmatiko: güveçte balık
İdiazabal peyniri: yerel txakoli şarabıyla güzel giden genellikle isli, çiğ koyun sütünden yapılma sert peynir
Pintxo (Tapas): Mürekkep balığı, midye, mantar, morina balığı, omlet, biber, baharatlı sosis en sık karşınıza çıkacak atıştırmalıklar.
San Sebastian cheesecake
Ne içmeli?
Şarap: Avrupa Birliği içinde yer alan bağların yarısının İspanya’da bulunması şaşırtıcı değil; Ebro nehrinin sol yakasında kalan şarap bölgesi La Rioja Alvase, hem Atlas Okyanusu’na yakın, hem de Kantabriyan sıradağlarının yüksek yamaçlarına konuşlanmış bir noktada. Haliye yüksek rakımının getirdiği orta dereceli aciditesi ve alımlı renginin yanı sıra kireçtaşı ve kil içeren toprağı sayesinde zengin aromaya sahip üzümler yetiştiriliyor, şaraplar üretiliyor.
Txakoli: Yerel üzümün ıslah edilmesiyle kalitesi belirgin bir şekilde artan meyva aromalı beyaz txakoli şarabı pintxo’lara pek yakışıyor.
Carajillo: Viski, brandy veya konyağın ısıtılarak kahveye karıştırılması ile hazırlanıyor.
Cafe con leche: Bildiğimiz sütlü kahve
Cider: Elma şarabı yüzyıllardır yapılan milli içecek
Nereye gitmeli?
Bodega: Bodega adını taşıyan şarap mahzenlerinde sadece bölgenin eşsiz şaraplarını yudumlamayacaksınız; Frank Ghery imzalı Hotel Marquez de Riscal veya ünlü İspanyol mimar Calatrava imzalı, Cantabriya dağları ile uyumlu Bodega Ysios gibi avant-garde bodega mimarilerini görme fırsatınız olacak.
Tapas barları: Haute cuisine, özellikle Bask bölgesinde, haute couture kadar yaygın bir ifade. Tapas değil; pintxos arayın burada! Pintxos, tapas’ın Baskça karşılığı. Etimolojik olarak kürdana iliştirilmiş yiyecek anlamında. Pintxos barlarında maharetli ahçıların hazırladığı ince bir dilim baget ekmeğinin üzerine kürdan ile yerleştirilmiş, tadımlık mezeler modern sanat eserinden farksız. 1-3 Euro arasında fiyatlandırılan bu atıştırmalıkların hesabı tabağınızdaki kürdanların sayısı ile hesaplanıyor.
Pintxo-Pote geceleri: Happy hour’un bir nevi Bask versiyonu diyebileceğimiz pintxo-pote, anlam olarak “tapas yemek ve içki içmek” anlamına geliyor. Haftanın bir gecesi, genellikle Perşembeleri, kimi işletmeler bir kadeh şarap ile bir tane pintxo’yu 1-2 Avro gibi fiks bir fiyat karşılığında servis ediyor. Pintxo-pote gecesinin evvelinde o haftanın geceye iştirak eden mekanlarını şehrin bir çok yerine asılan haritalardan bulmanız mümkün. Genellikle bütçelerine uygun düştüğü için öğrencilerin katılımları perşembe akşamlarını hareketlendiriyor.
Pazarlar ve gurme dükkanları: San Sebastian’da kurulan Bretxia ve San Martin pazarları, Bilbao’da kurulan Ribeca pazarı ve siyah fasulyesi ile meşhur Tolosa pazarında sabahları ünlü şeflere alışveriş yaparken rastlayabilirsiniz. Bask mutfağının bel kemiğini ve gücünü oluşturan lezzetin bu açık ve kapalı pazarlar sayesinde taze, yerel ve mevsimlik ürünlerden geldiğini sezinleyebiliyorsunuz. Özgür dolaşan tavuk, pastörize süt, süt kuzusu, domates, biber gibi yerel ürünler Euska etiketi ile Bask kalitesini garantiliyor. Gurme dükkanlarda her daim organik ve taze ürünler bulmanız mümkün.
Gurme turları: Pintxos ve şarap tadımlığına hatta belki elma şarabı tadımlığına bile klasik gurme turları arasında rastlanabilir. Ama Michelin yıldızlı şeflerle yemek atölyesi pek öyle sık karşımıza çıkmaz. O yüzden sakın kaçırmayın! Hatta, peynir fabrikasında meşhur İdiazabal peynirinin yapım aşamalarını bile adım adım izleyebilirsiniz.
* Hillsider Dergisi 91, Sonbahar 2018