POPOS: SAN FRANCISCO’NUN ŞEN KÖŞELERİ

Modern şehirlerin dönüşümü

Hem İstanbul’u hem San Francisco’yu kendime yuva yapmış; aynı zamanda bu şehirlerde aktif çalışan bir rehber olarak dünyanın her köşesinden misafir ağırladığımı söyleyebilirim. Konu kentsel dönüşüm, mutenalaşma gibi meselelere geldiğinde, bu acımasız dönüşümün dünyanın birçok büyük şehrinde eş zamanlı olarak tecrübe edildiğini fark etmek mümkün. Modern çağın araba merkezli büyük şehirleri ve dayattığı yaşam biçimi, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle, hızla köklü bir değişime uğradı. Modernitenin gölgesinde gölgesinde sorgusuz sualsiz içselleştirilen “ilerleme” ve ekonomik büyüme arzusu ve hatta teknolojiye tapınma refleksi karşısında, daha insani şehirlerde yaşama arzumuzun gitgide daha fazla ses bulması insanı teselli ediyor.

Sokaklar kimin?

Daha yaşanılabilir şehirlerin hayalini nasıl kurduk? Pek, öyle kolay bir yoldan olmadı, tabii. Sanayi Devrimi’nin yeni baştan yarattığı Londra gibi metropollerde izbe sokaklara akan sefil yaşam koşulları, herhalde bugünün 3. Dünya imalathanelerini aratırdı. 20. yüzyıl dünya şehirlerinin ergenlik ve yetişkinlik dönemine şahit oldu. Bireysel özgürlükler arttıkça kentsel deneyime açık kamusal alan haliyle genişledi, dönüştü ve zenginleşti.

Biz değiştikçe, kentlerimiz değişti; kent kavramı değiştikçe, biz şehirliler değiştik. Şehirlerimize sahip çıkmak ve onları bizim kılmak, 1990’larda Londra’da araba düzenine isyan eden “Reclaim the Streets!” (Sokaklara Sahip Çık!) eylemlerinden 2010’larda Wall Street’in önünde yapılan “Occupy!” (İşgal Et!) protestolarına uzanan meşakkatli bir yolculuk oldu.

Biz değiştikçe, kentlerimiz değişti; kent kavramı değiştikçe, biz şehirliler değiştik. Şehirlerimize sahip çıkmak ve onları bizim kılmak, 1990’larda Londra’da araba düzenine isyan eden “Reclaim the Streets!” (Sokaklara Sahip Çık!) eylemlerinden 2010’larda Wall Street’in önünde yapılan “Occupy!” (İşgal Et!) protestolarına uzanan meşakkatli bir yolculuk oldu. Sadece Batı şehirlerinde değil, dünyanın birçok şehrinde eş zamanlı bir kıpırdanma, bir farkındalık yaşandı. Sokaklar bizim!

Yaşanabilir bir şehir hayali

Parkları, bisiklet parkurları, protesto amaçlı toplanmaya müsait meydanları, rekreasyon ve eğlence alanları, kamusal etkinlikleri ve mahalle kolektifleri sayesinde kimi Batı şehirleri “yaşanabilir şehir” hayalinin iyi kötü bir şablonunu oluşturacaktı. Yürünebilir kentler, gezegenimizi önemseyen, doğa dostu çevre düzenlemeleri, aidiyet hissini pekiştiren küçük topluluklar oluşturmaya izin veren mimari tasarımlar ve pratikler, engelli engelsiz her yaştan, her eğilimden, her sınıftan insana kamusal alanda varolma imkanı sunan fiziksel düzenlemeler talep edildikçe, dünya şehirlerinin çehresi değişime uğradı.

Amerikan şehirleri ve POPOS

Önce New York’ta fark ettim POPOS’ları… Gökdelenlerin arasına sıkışmış, bir nevi kurtarılmış bölgelerdi. Gölgeli, yeşile suya meyilli bu cep alanlar, New Yorklular’a, ama özellikle plaza çalışanlarına öğle yemeği arasında, kahve sigara molasında ferah bir soluklanma alanı sunuyor görünüyordu. Kimi köşeleri ünlü sanatçıların heykelleri kapmıştı. Neyin nesiydi bunlar? Kim tasarlıyordu, kim finanse ediyordu bu alanları? Kavramak, San Francisco’ya nasip oldu.

San Francisco, Amerikan coğrafyasının özel kentlerinden biri. Viktoryen tarzı müstakil evlerinden, ikonik turuncu köprüsünden veya tin tin işleyen tramvaylarından bahsetmiyorum. Arabaya ve otobanlara tapan bir coğrafyada 48 tepesine rağmen bisiklet dostu düzenlemeleri, kozmopolit dokusu, hayatta her şeyin ama her şeyin mümkün olduğunu hissettirten özgürlükçü ruhu, bugünün yüksek teknolojili dünyasını kurgulayabilen hayal gücü, protest duruşu ile hakikaten sıra dışı bir şehir. “İçi seni, dışı beni yakar” derler ya, San Francisco sakinleri de daha “Ah be, ne güzel şehir” diye siz ağzınızı açmadan bilişim şirketlerini şehir merkezine çeken yerel politikalardan, şehre akın eden yeni nesil uzman teknisyenler yüzünden fırlayan konut fiyatlarından, San Francisco’yu San Francisco yapan bohem çevreleri şehirden süren veya sıradan insanları evlerinden edip sokaklara düşüren konut sorunundan şikayete başlayacaklar.

Bir dokun bin ah işit! Yine de, her şeye rağmen burada daha yaşanılabilir bir şehrin hayalini kurmak mümkün! Büyük metropollerde hala eksikliğini duyduğumuz şehir manzaraları çıkacak karşınıza: uçsuz bucaksız parklar, kamusal alanda sanat eserleri, ücretsiz etkinlikler, Meksika sanat geleneğini yaşatan duvar resimleri, şenlik tadında kitlesel protestolar, festivaller, çiftçi pazarları, sokak partileri, parklarda konserler ve film geceleri, düzenli olarak trafiğe kapatılarak yayalara açılan caddeler… Cennet şehir dokusu değil de, nedir?

POPOS

POPOS, “Privately-Owned Public Open Spaces”, ifadesinin kısaltılmışı. Özel mülke ait kamusal açık alanlar olarak tercüme edebiliriz. Şehir merkezinde çalışanların, ziyaretçilerin ve şehir sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeterli sayıda ve çeşitlilikte nitelikli ortak alanlar yaratılması amaçlayan bir proje. Şehir merkezine birtakım ayrıcalıklardan yararlanarak konuşlanan özel şirketler, halka açık kamusal alan tasarlamaları halinde, vergi muafiyetinden kat hakkına kadar ek imtiyazlar elde ediyorlar. Bakımı özel mülkiyete ait bu mekanlar, gölgeli plazalar, manzaralı yeşil teraslar, güneşli avlular, kış bahçeleri veya parklar olarak farklı ölçeklerde ve işlevlerle karşımıza çıkıyor. Ücretsiz wifi, yemek, kahve ve WC hizmetiyle altyapıya sahipi, yaya sirkülasyonuna izin veren bu dinlence alanları sadece plaza çalışanlarına değil, oyun alanı ile çocuklu ailelere de hitap etmekte başarılı. Yürüyüş, yoga, kitap okuma, satranç oynama, kitlesel protesto gibi aktiviteleri yapmak mümkün. Sergilenen sanat eserleri, gölgesinde insanı küçülten gökdelenlerin açılarını yumuşatıyor; şehirlilerin cam, metal, beton yığınları ile olan ağrılı ilişkisini dindiriyor. Sürprizlerle dolu davetkar alanlar açıyor.

Niye? Nasıl?

Son yıllarda, kentsel  yaşam alanlarına dair yapısal talepler ve köklü değişiklikler söz konusu. Özellikle yürünebilir ve yaşanılabilir bir şehir merkezi, şehirlilerin dinmek bilmeyen talebi. POPOS, şehrin sakinleri için kesinlikle bir cazibe merkezi oluşturuyor. Kamu-özel sektör işbirliğinin yararları olduğu kadar, bir de karanlık karanlık yüzü var. POPOS’ların projelendirilmesinin altında yatan sebep aslında, kentsel planlama ve tasarım yoluyla ekonomik büyümeyi teşvik etmek.

Tabii ki, önce kamu yararı; sonra ekonomik büyüme gelmeli. Fakat, kamu kuruluşları, kısıtlı bütçelerinden dolayı, kamusal alanların tasarımının, bakımının ve işletiminin özel sektör tarafından yürütülmesini talep ediyorlar. Özellikle ilk zamanlarda, beyaz yakalıların halkla iç içe olmasının önüne geçebilmek için kullanışsız, özensiz, sıkıcı alanlar kasten yaratılmış. Kar marjı artarken, kamu yararı arada kaynıyor; gümbürtüye gidiyor. Yine de, her geçen gün şehirlerimizi ve gündelik hayatımızı zenginleşen, güzelleştiren takdire şayan bir proje!

POPOS: Nereden nereye…?

San Francisco’ya ilk POPOS’unu kazandırarak şehrin medar-ı iftiharı, 1959 yılında inşa edilen Crown Zellerbach binası. San Francisco Planlama Teşkilatı tarafından 1968 yılında uygulamaya geçirilen bonus sistemi sayesinde, İmar Planı’nın izin verdiği alana ilaveten, kamuya yönelik tasarlanan her bir fit kare alan için, on fit kare inşaat alanı izni çıkarılıyor. Gönüllülük esasına dayanan düzenlemenin şartları muğlak olsa bile, teşvik planları artık bir kere yürürlüğe girmişti. 70’lerin sonlarında ise, teşvik planlarının yaptırım gücü alabildiğine artıyor. Özel girişimler, projelerini daha çekici kılabilmek, piyasada rekabet avantajlarını artırabilmek ve Belediye’den daha kolay onay alabilmek için kamu yararını gözeten projelere imza atmak gerektiğini fark ediyorlar. Kamu yararı kavramı, o dönem için önemli bir farkındalık. Ama, esas değişim için 1985 yılını beklemek gerekiyor. 1985 Şehir Merkezi Planlaması, sistematik düzenlemeler sayesinde POPOS’u yasal bir zorunluluk haline getiriyor. Bir fit kare kamu alanına karşılık elli fit karelik ek inşa alanı izninin çıkmasıyla ortalık iyice şenlenmeye başlıyor!

‘Yüzde bir sanat için’ yasası

POPOS’ları öyle sandalye masadan ibaret plaza terasları sanmayın sakın! Yüzde Bir Sanat İçin Yasası’ndan bahsetmeli tam da burada. 1932 yılında kamu koleksiyonu oluşturmak amacıyla Sanat Komisyonu kurularak iyi bir başlangıç yapılıyor. 1969 yılında ise, Sanatı Teşvik Kararnamesi çıkıyor. Amaç, kamusal sanat koleksiyonu için fonlama mekanizması oluşturmak. 1985 yine kritik bir yıl: Yüzde Bir Sanat İçin Yasası ile şehir merkezindeki büyük ölçekli yeni inşaatlarda maliyetin %1’ine denk düşen meblağın sanat projelerine yatırılması şart koşuluyor. Rüya gibi!

San Francisco’nun gizli renkli köşeleri

Nasıl gezmeli POPOS’ları, nasıl keşfetmeli bu alanlarda teşhir edilen sanat eserlerini? İsterseniz, şehrin ana arterini oluşturan Market Caddesi’nin kuzeyinde ve güneyinde kalan POPOS alanlarını San Francisco rehberleri eşliğinde; isterseniz, İnternet’ten indirebileceğiniz POPOS haritası elinizde kendi başınıza gezebilirsiniz. POPOS alanları, finans merkezindeki şirketlerin özel mülklerinde yer aldığı için bazı mekanlara hafta sonu veya hafta arası mesai saatleri sonrası erişim olmayabilir; gitmeden evvel ziyaret saatlerine dikkat etmekte fayda var. Üstelik, teras katında yer alan POPOS’ları ziyaret için çoğu zaman bilişim şirketlerinin içinden geçmek durumundasınız; bu da size yenilikçi ilkelerle tasarlanmış ofislere şöyle bir göz atma fırsatı verecek. Hayatımızı baştan aşağıya şekillendiren İnstagram, Linkedin, Apple gibi dev şirketlerin varlığını mümkün kılan San Francisco’nun hayal gücünü teneffüs edeceksiniz! Az şey mi? Darısı diğer büyük şehirlerin başına!

Birkaç öneri…

Foundary Meydanı

Howard Cad. 400 Richard Deutsch’un “Time Signature” ile Joel Shapiro “Untitled” heykelleri meydana damgasını vurmuş.

Salesforce Parkı

Fremont Cad. 181 Botanik bahçesi, çocuk parkı, sahnesi ve amfi-tiyatrosu ile 22 bin metrekarelik bir alana yayılan şehrin en büyük teras parkı, Transit Merkezi’nin üst katında yer alıyor. Kavramsal sanatçı Jenny Holzer başta olmak üzere birçok sanatçının eseri Transit Merkezi’nin içinde ve parkta sergileniyor.

Refik Anadol

Mission Cad 350 Medya Sanatçısı Anadol’un “Virtual Descriptions: SF” isimli medya çalışması, şehre ait datayı poetik bir şekilde ekrana aktarıyor.

Transamerica Redwood Parkı

San Francisco finans merkezinin sembolü, uzun süre şehrin en yüksek gökdeleni sayılan sevimli Transamerica Piramidi’nin gölgesindeki Redwood parkı, gökdelenler semtini yeşile boyuyor. Glenn Goodacre’ın “Running Children” ve Richard Clapton’ın “Jumping Frog” heykelleri parkı süslüyor.

Favorim

Sansome Cad. 1 Citigroup Center, palmiyeler ile dekore edilmiş klasik kemerli bembeyaz bir mermer plazayı kamuya açmış. Kinetik heykelleri ile meşhur Alexander Calder’in babası heykeltraş Stirling Calder’in “Star Maiden” heykeli insanın gözünü alıyor. Star Maiden heykeli, yüzünü Amerika’nın ilk süper modeli sayılan Audrey Munson’dan alıyor. Munson, özellikle New York’ta birçok kamu binasını süsleyen heykelin güzel yüzü olsa da, bahtsız kaderi ile Amerika’nın Yaldızlı Çağını özetliyor.

Çalışma alanı

2. Cadde 222 Frank Stella’nın eserleri ile döşenmiş, ahşap malzemenin kullanımı ile konforlu, yumuşak bir dokuya sahip bu alan, Linkedin kamuya hediyesi olan sıcak bir çalışma alanı.

Apple

Union Meydanı Birkaç yıl önce açılan, Laura Kimpton’un LOVE heykeli ile renklendirilmiş POPOS alanına sahip Apple mağazası adeta camdan bir tapınak.

*Hillsider Dergisi 94, Kış 2019