Benim kuşağımın zihnine Amerikan coğrafyasını, özellikle San Francisco şehrini mıhlayan 80’li yıllarda TRT’de yayınlanan Amerikan sitcom dizileri olmuştu. Babamla “San Francisco Sokakları” dizisini izlerdik; erkek kahramanlar kötülüğün peşinde birbirlerini kovalayan arabalara hoplayarak maceradan maceraya atılırlardı. “Arabayı niye senin gibi çalıştırıp beklemiyorlar?” diye sorardım ona; bu hızlı aksiyonlara aklım basmazdı. İstanbul gibi tepeli bir şehir oluşu 48 tepeli San Francisco’ya beni çabuk kaynaştırmıştı. “Bizim Ev” (Full House) dizisinin boy boy kız çocukları ise, alıştığımızın aksine babalarının ve erkek dadılarının bakımında büyüyorlardı. Herkes apartman dairelerinde değil de, böyle güzel evlerde mi yaşıyordu acaba Amerika’da?
İtiraf ediyorum; çocukluğumun bu dizilerine rağmen eğer San Francisco ziyaret ettiğim ilk Amerikan şehri olmasaydı, Amerikan yaşamı hakkında anti-kapitalist bir damarla ahkam kesmeye devam edecektim. “San Francisco, tipik bir Amerikan şehri değil; Amerika hiç değil” diye beni çok uyarmışlardı, ama San Francisco sayesinde “Öteki Amerika”yı gördüm ve bir tarafım Amerika’yı ve coğrafyasını sevmeye hep devam etti.
San Francisco, Scott McKenzi’nin “San Francisco’da saçlarına çiçek takmayı unutma” şarkısıyla ebedileşen 1968 Aşk Yazı kadar, modern yaşamımızı şekillendiren yenilikçi bilişim sektörünün de doğum yeri. Amerikan Milli Marşı’nın son mısrasında yer alan “yiğitlerin ve özgürlerin vatanı” ifadesinin, ete kemiğe bürünerek en çok da Kaliforniya coğrafyasında somutlaştığını düşünüyorum. O özgürlük hissi, hadi göreceli özgürlük diyelim, hayallerde başlayıp hakikaten sokaklara akıyor.
San Francisco konakları
San Francisco, bence Amerikan coğrafyasının tartışmasız en romantik şehri. Tony Bennett’in “Kalbimi San Francisco’da bıraktım” şarkısı, şehrin her yanına yerleştirilmiş Kalp heykelleri, ikonik turuncu asma köprüsü, sis çöktüğünde bulutların arasından sivrilen gökdelenleri, tıpkı bir lunapark treni gibi tepelerden inip çıkan kablolu arabaları ve yanı başındaki Pasifik Okyanusu bu romantik imgeyi alabildiğine pekiştiriyor. 1906 Depremi ve akabindeki büyük yangın sebebiyle, Kraliçe Viktorya dönemine istinaden Viktoryen olarak adlandırılan mimari mirasın bir kısmı kaybedilse de, pitoresk evleri şehrin bugün hala simgesi konumunda. Bu Viktoryen konakların en meşhurları, sevimli Alamo Meydan’ında yer alan, 3-5 milyon dolara kadar alıcı bulan Boyalı Hanımlar diye bilinen evler.
Şehrin bütünlüğünü oldukça koruyan mimari üslubu, göz alıcı kerteriz noktaları, betonla sıvanmamış topografyası, insana ızgara planlı bir Amerikan şehrinde olduğunu unutturabiliyor. Şehir merkezinde yer alan az sayıda gökdelenin önemli bir kısmı 1920’lerin mimari trendleri Art Deco ve Beaux Arts tarzında inşa edilmiş. İnsan maalesef bir gökdelenin ne kadar güzel tasarlanabileceğini pek sık aklına getirmiyor. 2017 yılında Salesforce Tower inşa edilene kadar şehrin en yüksek gökdeleni titrini elinde tutan 48 katlı fütüristik Transamerica Piramidi ve şimdilerde yönetmen Francis Ford Coppola’nın sahibi olduğu Sentinel binası şehrin en ikonik iki yapısı; ne şans ki onları aynı karede yakalamak mümkün!
Gökkuşağı bayrağı
San Francisco sokakları, akşam partilerine gerek duymadan, kostümlerine gündüz bürünen şahsına münhasır San Francisco karakterleri, yaratıcı protesto kültürü, sivil toplum bilinci ve yasal olarak neredeyse her farklılığı kucaklamaya itina gösteren ahlak anlayışı ile zaten ele avuca sığmayan özgür bir ruh. Özgürlükçü yaşam modeli, bu mirası kısmen o dönemin konformist Amerikası’nı bile sallayan 60’ların karşı kültür hareketlerinden alıyor. Eşcinsel hakları için yürütülen cephede ise bu mücadelenin en yürekli ve karizmatik yüzü Harvey Milk olur. Politik duruşuyla ve karizmasıyla harekete geçirdiği, politize ettiği kitleler, en başta Milk’in Belediye Meclisi’ndeki pozisyonu olmak üzere birçok kazanım elde eder; Milk’in yaşadığı Castro semti de, bu mücadelenin bir nevi kalesi olagelir. Milk’in talebi üzerine tasarlanan ve gökkuşağının 6 renginden oluşan bayrak, ülkenin taşıdığı baskın muhafazakar zihniyete karşın, semtin semalarında hala dalgalanmaya devam ediyor.
Evsizlerin sokakları
Her şey göründüğü kadar güllük güllistanlık değil, elbette. Hiç kimsenin dilinden düşmeyen konut sorunu, zaten ülkenin en varsıl eyaletinin en ciddi problemlerinden biri. Mortgage (ipotekli konut kredisi) kapanı, teknoloji şirketlerini şehrin merkezine taşınmayı teşvik eden yerel politikalar, bu politikaların yol açtığı mutenalaşma ve fırlayan emlak fiyatları, şehrin sakinlerinin bir kısmını körfezin diğer şehir ve kasabalarına sürerken, en kırılgan olanlarını da sokaklara düşürüyor. Tekerlekli süpermarket arabalarına sığıştırdıkları hayatlarını bir mahalleden ötekine süren evsizler şehrin sokaklarının gece gündüz bekçileri.
Kamusal alan
Sokağın gücüne, direnişin kolektif vücut bulma haline ilk defa 2003 yılında, “Irak Savaşı’na Hayır” mitinglerinde burada şahit olacaktım. Şarkı söyleyerek, dans ederek, şiir okuyarak protesto mu olurmuş? Maya Angelou’nun şiirleri ile 200.000 kişinin sokaklarda yürüdüğü gösteri, Amerikan tarihine en kalabalık protestolardan biri olarak geçecekti. Böylesi görkemli bir direniş beni büyülemişti; yoo San Francisco’lular sadece partiler için sokağa dökülmüyorlardı; ama sokağa dökülmek için bir bahane bulmak hep kolaydı. San Francisco’ya yerleştikten bir süre sonra böyle kozmopolit bir şehirde, festivalsiz şenliksiz geçen bir hafta olmadığı için herkesin normal gardrobunun yanı sıra bir de parti gardrobu olduğunu fark ettim. Kamusal alan her daim canlıydı!
Hem içinde yer alan müzeleriyle şehrin rekreasyon alanı olan, hem de şehrin ciğerleri işlevini gören Golden Gate Parkı ve daha ufak ölçekli semt parkları şehrin sakinlerine kendilerini elbette ki şanslı hissettiriyor. Son yılların gelişmelerinden biri, “parklet” ismi verilen kamusal cep alanların tasarlanması oldu. Yani, hiçbir hizmet satın almadan kitabınız, kahveniz, veya öğle yemeğinizle işletmelerin girişinde yer alan bu parkcıklara ilişerek güneşin keyfini çıkartabiliyorsunuz.
Şehrin alameti farikası, duvar resmi sanatı özellikle de Latin halkların yaşadığı Mission mahallesinde yoğun görülüyor. Amerika’nın yerli halklarından Olmekler’in duvar resmi geleneği, şaşırtıcı ama neredeyse kesintisiz bir şekilde bu coğrafyada halen devam etmekte. Duvar resmi geleneği, Meksika’da devrim sonrası ulus kimliğin inşasında devrimci ressam Diego Rivera ve çağdaşları tarafından bir araç olarak kullanılır. 30’lu yıllarda Rivera ve Kahlo çiftinin San Francisco’yu ziyaretlerinde Rivera’nın şehre hediye ettiği duvar resimleri şehrin sanat camiasına hiç ilham vermez olur mu? Politik ve toplumsal mesajlar içeren duvar resimlerini, Clarion ve Balmy sokaklarında keşfetmeniz ve fotoğraflamanız mümkün.
Tony Bennett, o meşhur şarkısında San Francisco’yu Roma, Paris ve Manhattan ile karşılaştırır ama hiçbiri kesmez onu; zaten sevdiceği San Francisco’da onu beklemektedir. Vefatından sonra şarkıyı ilk defa icra ettiği Fairmont Oteli’nin önüne, heykeli yerleştirilerek Bennett onurlandırılmıştır. Biz kalbimizi Ege’de bırakmaya meyilliyiz ama eğer olur da kalbinizi Kuzey Amerika’da bırakacaksanız, San Francisco bunu hak edecek güzel bir seçim olacaktır!